Ayanıs Tur

DAHA RENKLİ BİR TÜRKİYE HARİTASI

Uzun bir aradan sonra yeniden geçtim bilgisayarın başına... Genç yaşta emekli edilen bir gazeteci gibiydim uzun bir zamandır. Sahada haber peşinde koşmayı, stüdyoda haber sunmayı, röportaj yapmayı ve köşe yazıları yazmayı çok özlemiştim.


Van TV ve diğer bir çok yayın kuruluşu KHK ile kapatıldıktan sonra ben ve benim gibi bir çok meslektaşım meslekten uzak kaldı. Elimizden geldiğince yazabilecek bir mecra buldukça yazmaya, haber ulaştırmaya çaba gösterdik. Başarıp başaramadığımız sizlerin takdiridir. Ancak yılmadan devam ediyoruz. Tüm okurlarımızı saygı ile selamlayıp doğrudan konuya girmek istiyorum.



Seçim günleri ailecek televizyonun karşısına geçip sonuçları takip ediyoruz. Televizyon ekranı ikiye ayrılmış durumda. Bir tarafta sunucu ve konuklar, diğer tarafta bir Türkiye haritası. Yayın yasağı kalkana kadar haritanın tamamı gri... Yayın yasağı kalktıktan sonra neredeyse her seçim aynı renkleri görüyoruz. Şöyle gözlerimizi sadece beş saniye kapatıp zihnimizde resmedelim. Haritanın batı ve güney tarafı kırmızı, kuzey tarafı ve orta kısmı  sarı, tek bir noktada mavi ve haritanın doğusu çoğunlukla yeşil... Diğer hiç bir renk yok. Oysa şunu tahmin ediyorum: O haritayı boyama yetkisi bir çocuğun saf ve temizliğine emanet edilirse kullanmayacağı renk kalmayacaktır.


Çocukluğumuzun TRT'sinin Bob Ross'u...


Joy of Painting (Resim Sevinci) isimli programıyla Amerika’daki birçok insana resim yapmayı aşılayan Bob Ross, aynı zamanda Türkiye’de de oldukça popülerdi. Floridalı sanatçı, bir saat içerisinde yaptığı harikulade manzara resimleriyle büyük ilgi toplamıştı. Resim yaparken sarf ettiği öğretici ve şakayla karışık cümleleri klasikleşti. Bob Ross’u ülkemizde Burçin Oraloğlu seslendirmişti. "Şurada yaşlı bir kavak ağacı olsun" dediği zaman, bizler de "dalında da bir kuş olsun" derdik.


Çocuk saftır, içinde bir art niyet yoktur, kötülük bilmez, çıkarları yoktur, kaygıları yoktur. Keşke yaşımız ne kadar ilerlerse ilerlesin içimizdeki o çocuk saflığını koruyabilecek bir kudretimiz olsaydı. Ancak o zaman daha renkli bir Türkiye haritası çizebilirdik.


Çocuk saflığımızın bittiğini biliyorum fakat yine de daha renkli bir Türkiye haritası çizebileceğimize olan inancımı koruyorum. Bunun yolu demokrasiden ve toplumun her kesiminin bir birine olan saygısından geçiyor. Yüzde onluk seçim barajı gibi bir durum söz konusu olmasa, toplum gerçekten onu temsil edebileceğini düşündüğü insanlara oy verirse neden olmasın?


Van: Halkların Demokratik Partisi

Konya: Adalet ve Kalkınma Partisi

İzmir: Cumhuriyet Halk Partisi

Osmaniye: Milliyetçi Hareket Partisi



Alışılmış bu haritayı değiştirmek mümkün!


Van'dan örnek vermek isterim.

Van'da siyasi haritanın rengi yeşil ve sarıdır. Ama şunu biliyoruz ki Van'da CHP'ye, MHP'ye, SP'ye, İP'ye, Hüda-Par'a ve diğer bir çok siyasi partiye oy veren fakat bir belediye meclisi üyesi bile çıkarabilecek kadar oy çoğunluğu olmayan seçmenler var. Yüzde onluk seçim barajının olmadığını var sayarsak bu partiler Van'dan milletvekili çıkarabilirler mi? Ya da barajın kalkma ihtimalinin olmadığını düşünürsek 2023 seçimlerinde haritayı renklendirebilirler mi? Ben şahsen özellikle CHP'nin 2023 ve sonrasında Van'dan milletvekili çılarabileceklerini düşünüyorum. CHP'nin son zamanlarda kullanmış olduğu dil ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun "kucaklamaları" Van ve bölgeden de olumlu cevap buldu. Bunu İmamoğlu'nun Diyarbakır ziyareti ile de görmüş olduk. Başta AKP ve MHP olmak üzere bazı kesimler tarafından çok sert bir şekilde eleştirilmiş olduğu halde geri adım atmaması da samimiyetinin bir göstergesidir diye düşünüyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin başkanı olduğu halde Diyarbakır ve bölgede bu denli etki uyandırmayı başarıyor olması da sanırım CHP yöneticileri ve Kılıçtaroğlu'nun gözünden kaçmıyordur. İmamoğlu'nun kullanmış olduğu birleştirici dilin fayda getirdiğini gören CHP yönetimi de aynı dili kullanmaya başladı. Biz bu dili daha önce Selahattin Demirtaş'ta da görmüştük. Bu dilin faydasını Demirtaş ve HDP de görmüştü.


Bu dilin fayda sağlamaya devam ettiğini gören AKP ve MHP ortaklığı aynı dili kullanmak yerine daha sert diller kullanmayı tercih ettiler. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun "pejmürde ederiz" söylemi, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaların, artık barış isteyen toplum tarafından olumlu olarak karşılanmadığını görüyoruz. Atanmış bir bakanın, seçilmiş bir belediye başkanına karşı kullanmış olduğu tehdit dili elbette ki fayda getirmeyecektir.


Gözönünde olan, hepimizin neredeyse emin olduğu bir gerçek var ki (siyasi iktidar da bu gerçeğin farkındadır) 2023 seçimlerinin Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu'dur. İmamoğlu'na yurdun doğusu da batısı da destek vererektir. İstanbul'da başlayan İmamoğlu rüzgarı tüm Türkiye'yi etkileyecektir. Gün geçtikçe kan kaybeden, iç kopuşlar yaşayan, ekonomiyi bir türlü yoluna koyamayan AKP de, iktidarın ellerinden kayabileceğinin farkındadır. Düne kadar AKP'nin kullandığı "Hedef 2023" sloganını bence artık İmamoğlu kullanmalıdır.


CHP, yurdun doğusundan da gereken desteği almayı başaran İmamoğlu sayesinde, Van ve bölgeden (baraj kaldırılmasa bile) milletvekili çıkarabilecektir. Böylelikle kırmızı renk haritanın sadece batısında değil, doğusunda da görülecektir.


Gönül ister ki; tüm renkler yurdun dört bir yanına yayılsın. Ben bu konuda oldukça ümitliyim. 2023 sonrasındaki Türkiye'de her şeyin çok güzel olacağına inanıyorum.


Silahların sustuğu ve barış türkülerinin söylenip sevda şiirlerinin okunduğu bir dünya dileği ile...

Kadir Cesur
Kadir Cesur

Tiyatrocu /Gazeteci
21 Mayıs 1990 tarihinde Van'ın Edremit ilçesinde dünyaya geldim. Üç çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum. Klişeye devam edelim: İlk ve orta öğrenimimi de burada tamamladım. Tiyatro, şiir ve radyo mikrofonu ile tanışmam bu yıllarda olmuştur. Lise yıllarında ailemdeki şiir ve edebiyatın diğer dalları ile ilgilenen yakınlarım sayesinde şiire merak saldım. Önceleri matematik defterimin kareli sayfalarına yazdığım şiirlerimi şimdilerde daha farklı mecralara taşıyabilmiş olmam benim için bir mucizedir diye düşünürüm hep.
Yine aynı yıllarda tiyatro ile tanıştım. Kendimi en çok kendim gibi hissettiğim yer diye ifade edebilirim tiyatroyu. Van'ın ilk özel tiyatrolarından biri olan Opana Sanat Tiyatrosu'nun kurucularından biriyim. 11 tiyatro oyunu yazdım ve bunlardan dokuzunu sahneledim. Tiyatroda hep bir şekilde yer aldım. Yazar da oldum, yönetmen de oldum, oyuncu da oldum, ışıkçı da oldum, dekor da taşıdım, oyuncu arkadaşlarımın makyajlarını da yaptım, afiş de astım ve bilet de sattım. Ve halen de tiyatronun içinde yer almaktayım. Bir çok rolde yer aldım ama ismi lakabım olan tek karakter Bir İshak'sın Bir Cemil oyunundan "Cemil" oldu.
Ve hayatımı en çok değiştiren şey: Radyo... Radyoculukla erken yaşta tanışmış olmam süper bir duygudur benim için. Düşünsenize; siz insanlarla dertleşiyorsunuz ve aynı anda binlerce kişi ile... Sizi dinleyenler sadece isminizi ve sesinizi biliyorlar. Sokakta görseler tanımazlar. Kulağa hoş geliyor değil mi? Dört yıl radyoculuk yaptıktan sonra televizyon sektörüne de girmiş oldum. Ama radyoyu hiç bırakmadım. Gündüzleri televizyonda, geceleri radyoda çalışıyordum. radyo da şiir programları, televizyonda ise her türlü programı sundum. Ama sanırım en sevdiğim televizyon programı sabah haberleri idi.
Bir de ilk göz ağrım var tabi ki... "Kırk Yıllık Hatır" ilk kitabımdır. İçinde yer alan her şiirin ayrı bir hikayesi vardır. Şiir yazdığım her yıldan bir kaç şiir muhakkak bulunuyor kitapta. Evet... Kendimi yazmamı söyledi arkadaşlar yazdım. Bunun dışındakilerin bir anlamı yoktur belki. Sevdim, sevildim, aldatıldım, terk edildim, ağladım, güldüm, hastalandım, iyileştim, düştüm kalktım...
Kısacası: Ben küçüktüm. Çok küçüktüm. Top oynadım acıktım. Yemek yedim, büyüdüm. Hepsi bu.

devamı
© Tüm Hakları Saklıdır.